25 Temmuz 2014 Cuma

Terbiye Neydi ki...

bana değil
hayata "terbiyeli ol" demelisin

yapan o
ben sadece ifade ediyorum

GBK KODU


insanlar
ölümcül bir hastalık gibi
kaplamışlar ortalığı

bu dünyayı çok seveceğim ama
bir yerlerden
bir susmak bulup
her defasında kapatıyorlar ağzımı...

Yansıma

Erkekler olmasaydı kadınlar şeytan olmazdı.
Erkeklerin yalanlarını yakalamaktan
"yalan" hakkında uzmanlaştı kadınlar..
Erkeklerin açıklarını kapatmaktan
"alicengiz oyunlarını" öğrendi kadınlar..
Erkeklerin attıkları kazıklardan sonra
ayağa kalkabilmek için
"psikoloji" hakkında master yaptı kadınlar..
Sırf erkek kendini erkekmiş gibi hissetsin diye
"riyakar" oldu kadınlar..
Sırtına vurulan namus yükünü taşımak için
akıl sağlıklarından oldu kadınlar..
Seveyim dedi "değersiz" oldu,
sevmeyeyim dedi "feminist" oldu, başarılı oldu...
"Yataktan geçer" dediler, başarısız oldu
"kadın işte" dediler..
Sonra kadın kendine bir kale yaptı kendini hapsetti..
Yalanlara inanmadı, oyuna gelmedi,
kendi kendine yetmeye başladı,
doğrucu oldu heryerde..
Kimsenin yükünü almadı sırtına..
E sonra ne oldu en sonunda hadlerini aştılar dayanamadılar..
Güçlü kadınlara "şeytan" deyip çıktılar işin içinden..
Attılar ezilmişlik duygularını üzerlerinden...
Kadınlar aynadır beyler,
gördüğünüz kendi yansımanız sadece....

24 Temmuz 2014 Perşembe

İşte bu da bir Tespit

Türk’ün gururudur...
Şerefidir...
Aklı, fikridir...
*
Ama devleti ona göre dizayn etmeye kalkarsan...
Olmaz...
*
Her işe yarar...
Uzunluk ölçüsüdür mesela...
“....kadar boyu var” dedi mi...
Demek ki kısa boylu...
*
Pusuladır...
Şaşıranın yönünü gösterir...
“.....nin doğrultusunda gitti” dedilerse...
Yön yanlış yani...
*
İmla kuralıdır, nokta yerine geçer...
“.... git” dedin mi...
Son noktadır...
*
Friedman teorileri kadar olmasa bile ekonomide kuraldır...
“Elin .... ile gerdeğe giren” batmıştır...
Kesin...
*
Silahtır...
Kavgada Türk’ün aklına önce o gelir...
Çeker, başlar sülaleden...
Patlar, patlamaz...
Ayrı...
*
Nüfus planlamasıdır...
Üç, dört, beş...
Şemsiye ile olmuyor ki...
*
Ama rejimi ona göre dizayn etmek...
Kendi azgınlığına sahip olamadığın için kadını örtmek... Kendini tutamıyorsun diye yasaklarla kadınları eve kapatmak...Ekonominin, bilimin, sporun, sanatın, siyasetin, eğitimin, kısacası yaşamın dışına itmek...
Yarım yapar seni...
İlkel bir toplum olursun...
Ortaçağın özlemini çekip de okulları bile ayırmaya kalkarsan...
*
IQ yerine geçer....
Zekâ ölçüsüdür...
“Kafası .... kadar çalışmaz” dediyse...
IQ’n düşük yani...

Sebepsiz Gelmedim ki

Oysa sesimde zinhar bir timsaha, bir kaplana, leopara benzemeyen ve hiçbiri ötekinden zerre haz etmeyen tavşanlar ve tavuklar cirit atıyorlar. Hep biraz acıyan eski bir yarayı kaşıyorlar bu vesileyle, ve bunun önemini anlamayan insanlar daha az ciddiye alıyorlar o vakit beni. Halbuki bazen ben dünyaya balinalardan bahsetmeye gelmişim. Yunus hususu açılınca samimi bir hayret göstermeye. Ben mavileri sevmeye gelmişim belki, belki bir lâcivert mühür edinmeye. Her şiirin bir sesi bir rengi var; benimki habire mavi. Bunun sebebini öğrenmeye gelmişim dünyaya belki.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Teşekkürler Hayat



Elimden geldiğince kuyunun en dibinde,
Uçurumun en ucundayım.
Gönlüme karalar bağladım,
Gayesiz bir hayatın mahsulüyüm artık. 
Anestezi olmuş soğuk beden gibi, 
Herşeyi görsemde, 
Herşeyi duysamda, 
Hissiz kaldım.. 
Teşekkürler Hayat, 
Tam istediğin gibiyim bu aralar. 

Güvensiz, 
Nedensiz, 
Hissiz, 
Kimsesiz, 
Sessiz, 
Sedasız, 
Tepkisiz. 
İsteksiz.

Aldırış Etme



Ben bazen ağır içerikli küfürler ederim.


Seni seviyorum derim mesela .

Aldırış etme, kalbimin dikine gittiğim intiharlarım da olmuştur..

Ben Tekim

Saçınızın ucu kırılsa, kendine dert edecek adamlar sevin 





ya da tek başınıza geberin..

22 Temmuz 2014 Salı

Toplumu Hazırla

Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sağır var benim.
Ben seni severim sevmesine de, iş çıkarmasana şimdi ne gerek var..

Çok da Şey Yapmamak Lazım



Sonra en çok da ben bu kibirli kimselere çivi çiviyi söker kabilinden, sinsi bir başkaldırma niyetine ‘Hee, hee’ diyenleri severim.

Kralım, kraliçeyim, aslanım, kaplanım, leopar, kükrerim, bilirim, söylerim, iddia eder, seni yenerim seni geçerim, seni seni seni, şah mat vaziyetlerinde gezinen bu kimselere işte, oldu tamam neyse evet neden olmasın belki sonra şş tamam sus artık diye kibar kibar postaları koyanları, kibrin nitrojen balonlarına sakin bir umursamazlıkla postal vuranları...

                                                      İlgiyle izlerim niyeyse.

Aşk Masalı




Yalnızca mutlu son masallarda olur..

Mutlu aşk yoktur!

21 Temmuz 2014 Pazartesi

KadeR..

Erkek olsaydım, sevdiğim kadın dolabı her açtığında 'sen her halinle güzelsin' yazısıyla karşılaşırdı.
Evdeyim diye yalan söyleyip 10 dakika sonra aşağıda seni bekliyorum diye mesaj atardım.
Ağlatmazdım. ağlıyorsa tutup göğsüme basardım.
Onu sevdiğimi sürekli söyler, hatırlatırdım.
Sorunlarımız olduğunda kestirip atmak yerine geçecek hepsi derdim.
Kalbini paramparça edeceğimi bilsem de, onu kandırmak yerine her şeyin gerçeğini delikanlı gibi söylerdim.
Bi sebepten erkek olamadım. böyle bir erkek olsaydım eğer, beni tanıyan kadın benden sonra kimseyle mutlu olmazdı.
Belki de bu sebepten böyle bir erkek hiç yaratılmadı ..

Cadı Ben

Hiç prenses gibi hissetmedim, beklediğim bir prens de olmadı. Kara şövalyeye aşık oldum ve adım da cadıya çıktı. 

Sonra zaten toparlayamadım

Gereği Düşünülsün

İnsanlıkları tamamen montaj ürünü. Kafa bedevi kafası, zihin amerikan tarzı, davranış Hitler Almanyası, kültür "kırk harami" masalları. Hangi laboratuvarda üretildiler, hangi gen mühendisleri üstlerinde çalıştı bilinmez amma, değil memleket; ellerine gezegen ver kuruturlar.

BeN

Ben; aynı şarkıyı 100 kere dinleme manyaklığı olan,sabah suyu yüzüne çarparken suyun bileklerden dirseklerine akmasına uyuz olan, buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapayan, kulağında mp3 ile gezerken klip tadında yürüyen, çift bölmeli çakmakta her iki tarafta gaz seviyesini dengeleme ihtiyacı duyan, girdiği kapalı bir mekanda ilk önce çıkış kapısının nerede olduğunu arayan, masaya oturduğu zaman ilk olarak ayaklarını koyacak yer arayan, küçükken radyodan kaset dolduran, iki eli birden doluyken elektrik düğmesini burnuyla açıp kapayan, otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmayan, hayatında hiç lost izlememenin eksikliğini hissetmeyen, yolda giderken kaldırımdaki karo taşların çizgilerine basmamaya özen gösteren, gülünmemesi gereken yerde gelen gülme krizinin verdiği haz ve acıyı birçok kez yaşamış olan, bir türlü insanlara güvenmemesi gerekirken her defesında aynı hataya düşen, kazanmışlıkları ve kaybettikleriyle güçlenen hayatı sil baştan yaşamayı seçen koca dünyanın bir nedeni de ben olayım diyen bir insanım.

Kamu Spotu

Dayak yiyen bir kadın gördüğümüzde, "kesin bir haltlar karıştırmıştır", "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" gibi yorumlarla kendimizi kandırmayı ne zaman bırakacağız? 

Yahut eşinden boşanmış bir kadın gördüğümüzde "ihtiyaçları vardır bu kadının, bir yoklayım" demeyi kendine yakıştıran erkekler acaba kendi kız kardeşi yahut ablası boşandığında ne düşünecek? 

Boşanan erkekler başkasıyla evlenirken "yalnızlık zor" deyip geçerken iyi de, kadın birini bulunca adını "orospu"ya çıkartmak ne ola ki?

"Ben içeyim ama kadın içmesin", "içen kadından hayır gelmez", "ben herkesle yatabilirim ama kadın kimseyle birlikte olmamış olmalı", "içen kadın vericidir" gibi fikirsiz, ahlaksız cümlelerle bir kadına yaklaşanlara ne demeli?

Yorumlarda bile "amk" yazan kadına "lan bu böyle filan yazıyorsa kesin hemen verir" diyerek özelden mesaj atanlar bile var. İşin en açık haliyle ifadesi bu olabilir:

"*mına koyum" yazmışsınız da, olayı biliyorsunuz anlaşılan. Bir kere verseniz ne çıkar? Zaten yorumda yazmışsınız. Toprak olmayacak mı yani?

İnsanı insan yapan yaşadıklarıdır, aşkı aşk yapan da yaşanacaklardır. Aşık olduğunuz insanı, "o" insan yapan da geçmişidir. Önce aşık olup, sonradan kıvırmayın. Aşık olduğunuz özelliklerini değiştirip, sevdiğiniz insanı robota çevirmeyin. Seradan domates bile alsanız, üzerinde çamur olur. Rüzgar estiği için sevilir, her yiğidin bir yoğurt yeyişi, her iklimin bir fırtınası vardır. Bir orman yeşilliği için sevilir, ama içinde zehirli böcekler de yaşar. Ne vakit zehirli kısımlardan uzak durup, ormanda yaşamayı öğrenirsiniz; o vakit mutluluğunuz daim olur.

20 Temmuz 2014 Pazar

Alengirli Şiir..

Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık.
Küsmesi, barışması, ayılması, bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..

Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..

(ALİ LİDAR)

Renk Körlüğü

İlişkiler bir reklam filmi gibi başlar. Sürekli tebessüm eden suratlar, şık mekanlar, güzel giysiler, pahalı arabalar, vardır.Renk ve ışık bombardıman ile bir şeyler pazarlarız.Kendimizi. ama bu pahalı prodüksiyonun bedelini tüketiciden çıkarmaya kalkışınca sorunlar çıkar ve reklamlar biter...

HAYAT BİR TİYATRODUR !

İnsanların okumadan, bilmeden, sorgulamadan ve düşünmeden sadece birbirini izlediği, hakkında konuştuğu ve kuyusunu kazdığı primitif bir toplumda yaşamak gerçekten çok zor.Böyle bir ortamda insan, ne yaparsa yapsın birdenbire kendini meraklı seyircilerin acımasız eleştirilerinin hedef tahtasında buluveriyor.Gücü elinde bulunduranın ezberlettiği repliklerin uçuştuğu bu hayat tiyatrosunda kişi, kendi gerçeğinden ziyade, seyircilerin beklentisini karşılamak için sermaye ediyor hayatını.Bu seyirci ki; zaten hiç memnun olmaz, yetinmek bilmez. Hep daha fazla performans ister.Böylece hayat, yaşadığımız bir şey olmaktan çıkıp seyir zevki olmuştur bile.Aslında seyredenlerin de seyredildiği bir panayır gibidir ilkel toplumlar.Sahne araç değil amaçtır artık.Gerçek mutluluk yoktur. Yerine sahte gülüşler, yapmacık tavırlar vardır.Hayat sahte bir oyun olur. Sözler ise, seyircinin duymayı beklediği replikler.Ve zamanın afyonu bilinçlerimize sızarken, yitip gider ömrümüz.Kendimizin olmayan, başkaları için yaşadığımız hayatın ne değeri olabilir?Ne olduğumuzu keşfetmeden neler olduğunu anlayabilir miyiz?Seyredenlerin bile ne istediğini, ne seyrettiğini bilmediği bir tiyatroda, oyuncu ne verebilir?Üstelik perde kapandığında tek bir alkış duyamazsın.Bu öyle bir seyircidir ki, oyun bittiğinde kendisi alkışlanmak ister.Ve aslında hayat, başından sonuna kadar sana dayatılmış bir oyunun sahnelendiği tiyatro olduğunda, intiharını zamana yaymış olursun… Yavaş yavaş, farkına varmadan, yaşadığını sanarak ölürsün. Tıpkı bir ölünün ölmesi gibi…Sahneye çıkıp, sessizce tüm seyircileri bir bir süzdükten sonra, tek cümlelik repliğimi haykırmak istiyorum:“HEPİNİZİN A… KOYAYIM!..” ve  kalabalık dağılır :)

Azizim Dinle

Bir kuşak sevdim diyenler var hani..
Biz anlamamışız Azizim..
Arada gök varmış..
Bir gök'kuşağı kadar sevmişler.. 
Yağmur yağarken, güneş açtığı an..
Romantik olanlar..
Yağmur durunca kaybolanlar..
Bir ömür güneşimizi batıranlar..

demek ki nedir ?
fani şeyler bunlar..
mühim olan belediye..

Kötü Bir Senaryo

Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum… Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok… Yine de çıkamıyoruz filmin içinden… Ve film kötü…

Bulunmaz Hint kumaşı


Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
... Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah... dedim sonra,
Ah!

Olmasa da Olur

Bakma sen bana, ben ne söylediğimi bilmiyorum. Sen de zaten ne istediğinin farkında değilsin. Ne söylersem söyleyeyim içinde bulunduğumuz duruma faydası olmayacak, sen de şu durumda neyin sana iyi geleceğini bilmediğinden hayatımız orta saha mücadelesi şeklinde geçiyor. Güçlü savunmalarımız var ama gol yollarında iyi değiliz. Ortak bir şarkımız yok. Ben de çok sevdiğin bir şey yok. Benim sende sevmediğim hiç bir şey yok. Böyle pis bir durum işte, bazen keşke birbirimizi hiç tanımasaydık diyorum, ne kaybederdik ki en fazla,bir kaç sigara az içerdik, bir kaç iyi geceler, biraz da seni seviyorum..
Anlatsam anlatılmayacak kadar..

18 Temmuz 2014 Cuma

HAYALLER...


Bazen birlikte kurduğumuz hayaller geliyor aklıma. Uzak bir banliyo kasabasında olacaktı evimiz, sen şirin bir muayenehane açıp kasabanın doktoru olacaktın ben de senin yardımcın. İki kızımız olacaktı sesleri evimizin kocaman bahçesini dolduracaktı gündüzleri çiçek geceleri çam kokuları yayılacaktı bahçemizden. Büyük salıncağımıza uzanıp koyun koyuna güneşin batışını izleyecektik ve hava kararınca semaverimizi yakıp en sevdiğimiz şarkıları dinlerken çayımızı yudumlayacaktık. Sabah kuş sesleri ile kızlarımızın gülüşleri uyandıracaktı bizi, kahvaltımızı yine bahçemizde yapacaktık. Neden tüm bunlar hayal olarak kaldı sevdiceğim neden ? Ben söyleyim , o bahçede palmiye ağacı istemediğin için ayrıldık. İki tane hatırım için dikseydik ne olurdu kıçına mı batardı palmiyeler? Hem sen orada doktorluk yapsaydın senin o gudubet suratına hiç bir hasta gelmezdi bizde fakirlikten geberirdik. Kıçımın doktoru seni bak yine sinirlendim gidip çay koyim..

17 Temmuz 2014 Perşembe

Bir Kuble Nasihat

Uyandığınızda, gözlerinizin üstüne yavuklunun gülüşü düşüyorsa yaşıyorsunuz demektir.Hıyar gibi yaşamanın anlamı yok!Aksi halde kalk,elini yüzünü yıka,yemeğini ye,giyin;eee..e'si ne?Ne edelim böyle hayatın alfabesine...

*Hoşlandığınız kadınlara duygularınızı ifade ederken elli dereden laf atıp,aptal salak soru ve esprilerle yaklaşmayın!Kadınlar yaptığınız bu saçmalıkları bilirler ama size söylemedikleri gibi ayrıca sizi izlerler...Hislerinizi açıkça söyleyin...

*Sanal yerlerde bilgi kirliliği yaşamamak için kitap okuyun.Neymiş;"Rakı bir tek salakla içilmezmiş" Kim yazmış? Nazım Hikmet! şaşırmayın!Nazım'ın tek bir kitabını dahi okuyan kişi, Nazım'ın böyle ucuz dizeler yazmayacağını bilir!

*Kadınlara "Beni seviyor musun?" diye sorular sormayın.Seviyor olsa dahi, sizin bu ezik sorularınız onların hoşuna gitmez.

*Sanal sayfalarda hayatınızı anlatmak zorunda değilsiniz.Ayrıca yaşadığınız hayat kimsenin umurunda bile değil.Bırakın;"ben sana hayran sen cama tırman" işlerini.Siz kendinizi anlatmayın, bırakın da insanlar sizi anlatsın.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

VAROLUŞ GERÇEĞİ

İnsanlar iyiler ve kötüler olarak sınıflandırılamaz. Masum değiliz hiç birimiz. En basiti, ben de dahil hepimiz şu sanaldenilen alemde mütemadiyen maruz kalmaktan şikayet ediyoruz; şiddete, ihanete, hıyanete, kısacası kötülüğe maruz kalmaktan... İnsanın "ulan herkes kurbansa katil kim?" diye bağırası geliyor. Katil kim? Katil uşak olmadığına göre biziz. Hepimiziz. Hepimiz ne yazık ki birilerinin kurbanı, birilerinin katiliyiz isteyerek ya da istemeyerek... Varoluşun insana en büyük kazığı da bu olsa gerek.
dünyayı kurtaracak tek şey varsa o da utanmaktır; fakat değer yargılarının kasten böylesine çarpık oluşturulduğu, insanların ruhunu cendereye almak ve daha kolay sömürebilmek için utancın bedenle ve iki yüzlü toplumsal ahlâkın frengili bacak arasıyla özdeşleştirildiği, asıl utanılması gereken eylemlerin popülerleştirilip göklere çıkarıldığı bu yapay gerçeklikler düzleminde ne yazık ki bu kurtuluş pek olası gözükmüyor...

Küçük Kurbağa

Şu aymaz erkek kişilerin hemen hepsi, kendilerinin öpüldüğünde prense dönüşecek asil kurbağalar olduklarını zannederek acayip trajikomik bir vaziyette kurum kurum kurumlanarak ordan oraya zıplayıp duruyorlar hayatın içinde... "Erkeğim ben kızlar, öpün prensiniz olem!".. Yahu, biz öpmekten usandık, vıraklamaktan yılmadı öpüldükçe ısıran, ikiyüzlü kurumsal ahlâktan kurmalı kuduz kurbağalar.. Ne diyeyim, allahım bataklıklarını derin eyler de, daha fazla çamurlu çamurlu sıçrayamazlar üzerimize inşallah...

15 Temmuz 2014 Salı

aklında bulunsun...

kasr-ı salât geçiştirmektir bana göre.
ben sana muktedi.
herhangi bir avuç içi tamamlamayınca ötekini,
sımsıkı tutalamıyor hiç bir el.
sonu biz.
sonu devran.
seninle girilen denizin altında yirmi bin fersah,
kulaç kadar kıymetsiz bir çaba yoktur.
neden yüzdük bilmiyorum.

bir sigara yakmak giriş, gelişme ve sonuçtan oluşur.
udî'nin vurduğu telin sevabı,
kendini bozmasın diye paragrafın başında durup bekleyecek,
gereksiz bir yerde söz kesilecek.
yanlış bir mecraya koydun bizi.
gurur ; iki ters bir düz yün hırkanın kollarında.
hayal kurmak çok zor.
başkasının kollarında.
kolların sana kalsın.
sancının vurduğu geceye binaen.
yine yastığa sarıl.
tanrının bana verdiği yetkiye dayanarak.
hazır Rabbim seninle ilgilenmiyorken ,
öpüyorum dudaklarından.

bittiğimiz günün bir nüshasını da ben aldım.
aklında bulunsun...

HİÇ

Aykırı olmak için çabalayınca hiç aykırı olunmuyor maalesef. Aykırılığın doğasında "doğruluk" vardır çünkü. Gece yarısı plajda akdeniz akşamlarını söyleyerek potansiyel bir Fuck Buddy arayışı içinde gözlerini çemberde gezdirmek aykırı değildir mesela. Ya da "ben çok çılgınım" mottosuyla boktan Club şarkılarında tavşan gibi ZIP ZIP Zıplamak... Kendini çarmıha gerilmiş isa pozisyonunda melankolik dalgalanımlar içinde canlandırırken bir yandan da "ben hiçbir şeyi takmıyorum" vurgusu yaparak 8-10 kişilik dar sosyal çevre üzerinde saatlerce dedikodu yürütmek. Cinsel devrimi, "önüne gelenle yatabilirime" indirgeyip bir yandan da ilk one night stand gecesinde "beni seviyor musun?" diye sormak. İlksel insan güdülerini basit bulup duygulardan bahsederken, bütün rutinini en temel 4 fiziksel güdü çevresinde şekillendirmek. Buna karşın bu güdülerden hiçbirini doyuramayıp nevrotikleşerek, çevreye nefret saçmak.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

YAŞAMAK

*Uzun yaşamın sırrını otta bokta aramayın. Yavuklunun gözleri, yüreğinize çakılı bir şiir ve kask gözlük baret yeterlidir.
*Magazin haberlerinden uzak durun. "Az sonra" diye yaptıkları çığırtkanlık ömrünüzden giden zamandır. Kim ne bok yerse yesin, bırakın! Gökyüzündeki bulut size daha fazla huzur verir. Sinir sisteminizi koruyun.
*Bir ayda mükemmel vücut gibi reklamların gazına gelmeyin. Boğazınıza hakim olun, az yiyin çok yaşasın. Yiyen fare insan ömrüne göre 63, yemeyen fare 107 yıl yaşar.

...

Her şeye başkaldırıyorum. Başka insanların kendilerini üzerimde yetke saymalarına, başkaları tarafından eğitilmeye, başkalarının bildiklerini bana kabul ettirmeye çalışmalarına başkaldırıyorum. Kendim bulmadıkça hiçbir şeyi doğru kabul etmiyorum. Başkalarının benden farklı düşünmesine karşı değilim, ama onların bana düşüncelerini, yaşamla ilgili görüşlerini zorla kabul ettirmeye çalışmalarına katlanamıyorum. Daha küçük bir çocukken de başkaldırıyordum. Dinliyor, izliyor, ama bir yandan da sözlerin yanılsamasının ardındaki hakikati arıyordum. 

Aşk biter. Şapka düşer..

Şu insan denen canlı ne menem bir şeydir ki, iç dinamiklerinde böylesine büyük bir paradoks barındırdığını bile bile, ışığa koşup kül olan pervaneler gibi uçar durur aşkın peşinde. Daha doğrusu aşkı(?)nın "konu mankeni" olan şahsın peşinde... Onu avuçlarına -yoksa pençelerine mi demeliyim- ...alıp beraberinde kendi içindeki "aşk" adını verdiği hisle birlikte boğup öldürene, posasını çıkarana kadar da rahat edemez bir türlü. Pençelerine diyorum, çünkü insanın içinden yara yara çıkan yırtıcı bir mahlûkattır "âşık". Arzu nesnesini ve sonunda aşkın kendisini yok etmeye programlı bir androiddir, bir mutanddır.

Yüzyıllar boyu yazılıp çizilen yaldızlı cümlelerin, nağmelerin aksine içinde naif hiçbir şey barındırmaz aslında. Son derece egosantrik, vahşi ve zannedilenin aksine sevgiden fersah fersah uzak bir olgudur ne yazık aşk. Âşığın, maşukunda sevdiği kendi yansımasından başka bir şey değildir. Mazoşistse kendisine en çok çektirene, narsistse en çok pohpohlayana, yani meşrebince kendisini kendi içinde en çok görünür kılana meyleder. Karşısındakinin gözünde görünür olup olmaması vız gelir âşığa, kendi ışığının derdindedir sadece.

Maşukunun nezdinde kendine koşar, kavuşursa devre tamamlanır... âşık ikbale erer! İşte o zaman egosu o kadar tavan yapar ki, karşısındakini sultasında ezmeye başlar; kendisini çeken tüm özelliklerini törpülemeye, onu kendisinden başka kimsenin arzu nesnesi olamayacak hale getirmeye çalışır ve allem eder kallem eder başarır bunu... Artık sadece birbirlerine aitlerdir, başka hiç kimse beğenmeyecek, arzulamayacaktır onu, aman ne mutlu! Aymaz bilmez ki kendi bindiği dalı kesmektedir, beğendiği her hasletini yok ettiği, hiç kimsenin önemsemeyeceği bir hale getirdiği birini sevmeye devam etmesinin nasıl mümkün olabileceğini sormaz bile kendine sözde "âşık"; sormaz, soramaz... Çünkü âşık denilen mutandın çipinde bu yazılım yoktur. Bu anlamda kazandığı ve zafer zannettiği her cephede kaybetmektedir aslında. Giderek, soldurduğu maşukunun aynasındaki görüntüsü flulaşmaya başlar ve bir süre sonra görünmez olur. Aşk biter. Şapka düşer, kel gözükür. Ah ne oldu, oysa dünyanın en büyük aşkıyla seviyordu onu? Geçmiş olsun...